Ben Modern sanatlardan gerçekten anlamıyorum. Bana hiç birşey ifade etmiyor. Hiç bir anlam, hiçbir duygu yükleyemiyorum. Cumartesi günü İstanbul Modern'e oğlum için gittik. 4- 6 yaş grubu çocuklar için desen çalışması vardı.
10:00'da orada olmamız gerekiyordu ama 10 dakika geciktik. Gecikmekten hoşlanmadığım için hem biraz rahatsızdım, hemde "N'olucak canım içeri almayacak değiller ya, alt tarafı ücretsiz etkinlik" diyerek kendimi rahatlatmaya çalışıyordum. Vardığımızda bizim gibi geciken başkaları da olduğunu görüp rahatladım. Ama sonra farkettim ki, gecikmek en önemsiz konu. Asıl sorun çocuğun ebeveynini bırakıp, oyun alanına yalnız girmesini sağlamakmış. Oğluşum başlangıçta beni bırakmak istemedi. Bende "İstemiyorsan girmek zorunda değilsin. Eve gidebiliriz" deyince biraz rahatladı. Netice de ilk defa yabancılarla yalnız kalacaktı. Bu arada oyun odasının önü, çocuğunu içeriye girmeye ikna etmeye çalışan annelerle doldu. Çocuklar girmek istemiyor, annelerse, kah tehdit, kah rüşvet, kah meraklandıma ile onları ikna etmeye çalışıyorlardı. Çocuklar ağlamaya başladı. Ama anneler kararlıydı. Cumartesi sabahı 10:00 İstanbul Modern'e gelmişken mutlaka çocuk içeriye girmeli ve bu etkinliğe katılmalıydı! Tamam çocuklarının gelişimine katkıda bulunmak istiyorlar, ama zorla da olmaz ki.. Çocuklar için üzüldüm... Korkuyorum, istemiyorum, hoşlanmadım, eve gitmek istiyorum diyip duruyorlardı. Ama hiçbiri etkinlik bitmeden eve gidemedi! Anneler o kadar "kararlı" idi yani...
Atilla bensiz sergi alanını dolaşmaya gitmedi. Beni çok seviyormuş, bensiz gidemezmiş. Ayrıca görevlilere de, beni ne kadar çok sevdiğini bilmedikleri için çok kızdı. Çünkü bilselerdi benimde gitmeme izin verirlermiş.
Bizde bilet alıp, onu kendimiz içeriye soktuk. Gördüklerinden pek hoşlanmadı, hatta bazılarından korktu! Ama sonra oyun alına girdi ve bir saate yakın orada kaldı. Çıkışta çocukların elinde, değişik renklere boyanmış ve kesilmiş, harfler vardı. Oğluşum hariç. "Senin resimin nerede?" diye sorduğumda, "Yapmadım, çünkü çok şaşkınım" dedi...
Oğlumu çoooooook seviyorum :)
Önemli not: Bu yazıyı nasıl bağlayacağımı bilemedim. O yüzden 4 aydır yayına alamadım. Ve o yüzden dan diye bitiyor.
10 Nisan 2010 Cumartesi
8 Nisan 2010 Perşembe
Siz hiç MÜSİAD Genel Kuruluna katıldınız mı?
3 Nisan Cumartesi günü ben katıldım. İş icabı tabii...
İlk gözüme çarpan siyahlı erkek kalabalığı idi. Kadın sayısı ise çooooook azdı.
Kurul Kur'an-ı Kerim okunarak başladı. O esnada Başbakan ve Bakanlar salona girdi. O gün orada kaç bakan vardı bilmiyorum ama, dağıtılan plaketlerin büyük çoğunluğunu bakanlar verdiğine göre, çoğu orada olmalıydı.
O güne dair izleminlerim şöyle:
1-) Müsiad, zamanında "Müslüman" diyemedikleri için "Müstakil" iş adamları ve sanayicileri derneği olarak adlandırılmış.
2-) Haliç Kongre Merkezin'e ilk defa gittim ve çok beğendim.
3-) Bu türlü etkinliklerde, görülmek, duyulmak istiyorsanız, başbakanın konuşmasından önce konuşmalı ya da orada bulunmalısınız. Zira Başbakan konuşma sırasını öne çekip, Saadet Partisi Başkanı Nurullah beyden önce konuşmasını yaptı ve hemen ardından, programını gerekçe göstererek ayrıldı. Tabii tüm medya mensupları ve salonu yarısı ile birlikte...
4-) Yemekler gayet lezzetliydi. Özellikle Fırın sütlaç muhteşemdi. Tam 6 tane yedim. Hemen yuh falan demeyin. Baş parmağınız ile işaret parmağınızı birleştirip halka yapın, hah işte her biri o kadar idi... Hayatımda gördüğüm en küçük kaselerdi... 7 yaşındaki kuzenimin oyuncak kaseleri dışında...
5-) Artık televizyonda, etkinliklerde konuşma yapılırken uyuklayan insanları görünce anlayış göstereceğim. Zira orada o kadar kamera olmasa idi bende uyuyacaktım. Uyumayışımın tek nedeni görüntülenip, ana habere çıkma korkumdu...
6-) Böylesi yerlere giderken çantanızda mutlaka bir şişe su olmalı. Zira o uzun konuşmaların geçtiği, sıcak salondan çıkınca insan susuyor haliyle... Ama o gün su içebilmek için 40 dakikadan fazla beklemek zorunda kaldım. Gazlı gazsız bir sürü içeçek vardı, ama ne hikmetse, allahın saf suyu yoktu... 40 dakika boyunca...
7-) Müslüman işadamı deyince aklınıza, tepesi kel, çember sakallı tipler gelmesin. Çoooook yakışıklı ve çooook şık genç işadamları gördüm o gün orada... :)
8-) Son olarak, başbakanın katılacağı etkinliklerde çok sıkı güvenlik önlemleri alınır sanıyordum. Zira kendisi ne zaman Beşiktaş'taki çalışma ofisine gelse, hayatımız gayet zorlaşıyor. Fakat o gün salona girmekte, görüntü almakta gayet kolaydı.
Tüm bunların dışında Capitol AVM'den geri arandım, ama cevap beni tatmin etmediği için şimdi yazmak istemiyorum :( Kendisinin daveti üzerine çayını içmeye ve yüzyüze görüşmeye gideceğim. Belki ondan sonra yazarım...
Son olarak 10 Nisan Cumartesi İstanbul Modern'de 4 -6 yaş çocuklar için bir etkinlik var. Oğlumla ona katılacağız. Ekstra bir durum olmazsa, sonraki yazım bununla ilgili olur herhalde...
İlk gözüme çarpan siyahlı erkek kalabalığı idi. Kadın sayısı ise çooooook azdı.
Kurul Kur'an-ı Kerim okunarak başladı. O esnada Başbakan ve Bakanlar salona girdi. O gün orada kaç bakan vardı bilmiyorum ama, dağıtılan plaketlerin büyük çoğunluğunu bakanlar verdiğine göre, çoğu orada olmalıydı.
O güne dair izleminlerim şöyle:
1-) Müsiad, zamanında "Müslüman" diyemedikleri için "Müstakil" iş adamları ve sanayicileri derneği olarak adlandırılmış.
2-) Haliç Kongre Merkezin'e ilk defa gittim ve çok beğendim.
3-) Bu türlü etkinliklerde, görülmek, duyulmak istiyorsanız, başbakanın konuşmasından önce konuşmalı ya da orada bulunmalısınız. Zira Başbakan konuşma sırasını öne çekip, Saadet Partisi Başkanı Nurullah beyden önce konuşmasını yaptı ve hemen ardından, programını gerekçe göstererek ayrıldı. Tabii tüm medya mensupları ve salonu yarısı ile birlikte...
4-) Yemekler gayet lezzetliydi. Özellikle Fırın sütlaç muhteşemdi. Tam 6 tane yedim. Hemen yuh falan demeyin. Baş parmağınız ile işaret parmağınızı birleştirip halka yapın, hah işte her biri o kadar idi... Hayatımda gördüğüm en küçük kaselerdi... 7 yaşındaki kuzenimin oyuncak kaseleri dışında...
5-) Artık televizyonda, etkinliklerde konuşma yapılırken uyuklayan insanları görünce anlayış göstereceğim. Zira orada o kadar kamera olmasa idi bende uyuyacaktım. Uyumayışımın tek nedeni görüntülenip, ana habere çıkma korkumdu...
6-) Böylesi yerlere giderken çantanızda mutlaka bir şişe su olmalı. Zira o uzun konuşmaların geçtiği, sıcak salondan çıkınca insan susuyor haliyle... Ama o gün su içebilmek için 40 dakikadan fazla beklemek zorunda kaldım. Gazlı gazsız bir sürü içeçek vardı, ama ne hikmetse, allahın saf suyu yoktu... 40 dakika boyunca...
7-) Müslüman işadamı deyince aklınıza, tepesi kel, çember sakallı tipler gelmesin. Çoooook yakışıklı ve çooook şık genç işadamları gördüm o gün orada... :)
8-) Son olarak, başbakanın katılacağı etkinliklerde çok sıkı güvenlik önlemleri alınır sanıyordum. Zira kendisi ne zaman Beşiktaş'taki çalışma ofisine gelse, hayatımız gayet zorlaşıyor. Fakat o gün salona girmekte, görüntü almakta gayet kolaydı.
Tüm bunların dışında Capitol AVM'den geri arandım, ama cevap beni tatmin etmediği için şimdi yazmak istemiyorum :( Kendisinin daveti üzerine çayını içmeye ve yüzyüze görüşmeye gideceğim. Belki ondan sonra yazarım...
Son olarak 10 Nisan Cumartesi İstanbul Modern'de 4 -6 yaş çocuklar için bir etkinlik var. Oğlumla ona katılacağız. Ekstra bir durum olmazsa, sonraki yazım bununla ilgili olur herhalde...
Etiketler:
armisors,
Başbakan,
capitol,
fırın sütlaç,
İstanbul Modern,
Müsiad,
su,
susuzluk,
yakışıklı
2 Nisan 2010 Cuma
Bir kunduz neden çalışma masasına benzer?
Önceki akşam Capitol AVM'deki sinemaya "Alice harikalar diyarında"yı 3D olarak izlemeye gittik kardeşimle. Film umduğum etkiyi bırakmadı bende. Sanırım "Avatar" dan sonra beklentiler bir hayli arttı... Tamam Tim Burton'ı seviyoruz, onu kalbimizdeki yeri ayrı... Ama film biraz yavaş ilerliyordu. Ara olduğunda "Eee hikaye ne zaman başlayacak" duygusu yaşadım. Ama kırmızı kraliçeye çok güldüm. Komik bir "kötü karakter" olmuş...
Filmden aklımda kalan 5 şey:
1- "Bir kunduz neden çalışma masasına benzer?"
2- "Kimi arabayla seyahat eder, kimi rayla...
Ama en iyisi şapkadır, şapka!"
3- Şapkacı... Herkese bir şapkacı lazım.
4- Şapkacının, ismini hatırlayamadığım dansı.
5- Capitol sinemalarının güvenliğinin ne kadar güvenilmez olduğu.
Kardeşim iPhone'unu sinemada unuttu. Eve gelince farketti ve taksiye binip hemen geri döndü. Bende sinemayı arayıp, durumu anlattım. Salon numarasısı, koltuk sıra ve numarasını bildirip, bakmalarını rica ettim. 5 dakika sonra arayın dediler. Aradığımda ise "Güvenlik eşliğinde bakıldı ve bulunamadı" dendi . Kocaman bir yalan! Telefondaki uzun tartışma sonunda "O telefon bu akşam bulunacak" dedim. Cevap "Bu akşam ya da yarın bu konuyu buraya gelip çözebilirsiniz."
Bir yandan da diğer telefonla iPhone'u arıyorum. 1 dakika sonra geri arandım. Hemde kayıp iPhone'dan... Bizden sonra salona girip, aynı koltuğa oturan Dilek hanım telefonu bulmuş ve bizi geri aramış...
Bu da demek oluyor ki, sinema güvenliği o salona hiç gitmemiş. YALAN söylemişler bize...
Dilek Hanım ile telefonda konuşurken, güvenlik nihayet yanına geldi ve iPhone'u Dilek Hanımdan istedi. Ben hemen "Sakın vermeyin" dedim. Artık onlara nasıl güvenebilirdim ki... Tam o sırada kardeşim salondan içeriye giriyor ve telefonu alıyor...
Bu gün Capitol'ü aradım. İdari İşler'den Taner beye durumu aktardım. Konu kendisine güvenlik tarafından hiç aktarılmamış. Önce savunmaya geçti. Kimsenin yalan söylemediğini, telefonun koltuğun arasına sıkışmış olabileceğini filan söyledi. Bende " Sizce sinemaya gidince koltuk aralarına sıkışan telefon varmı diye bakan biri, telefon bulunca sahibi arar mı?" diye sordum. Zira Dilek hanım bizi aramıştı. Bana telefonunuzu buldunuz sorun nedir gibi birşeyler söyledi. Bende güvenlik zafiyeti dedim.
Biz bulduk ama başkaları Dilek Hanım gibi birine rastlamaya bilir. Sonunda "Ben araştırıp size döneceğim" dedi. Şimdi dönmesini bekliyorum...
Belki ona da sormalıyım "Bir kunduz neden çalışma masasına benzer?"
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)